7. Astronomiyi İlgilendiren Diğer İşaret Ayetleri

"Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir." (Rahman Suresi 55/5. ayet)

"O göğü yükseltmiştir. Tartıyı da koymuştur ki tartıda taşkınlık edip dengeyi bozmayasınız." (Rahman Suresi, 55/7. ve 8. ayet)

Evrendeki gökcisimlerinden güneş, ay ve gezegenlerin konumu Allah (c.c.) tarafından dengeli bir şekilde ayarlanarak biçimlendirilmiştir.

Gökyüzündeki güneş, ay, yıldızlar ve gezegenlerin yörüngelerinde oluşacak açısal değişmeler, dünyaya aksederek, hayatı yaşanmaz kılacaktır. Örnek verecek olursak, güneş şimdiki yerini kaybedip dünyaya biraz daha yakın olmuş olsaydı, dünyamız çok ısınacağından canlıların dünyada yaşaması imkânsız olacaktı.

Yukarıdaki ayetlerde ayrıca tartı anlamı vardır ki burada tartı anlamı gökcisimlerinin mutasyon olayıdır.

Nütasyon gökcisimlerinin milimetrik sapmalarına verilen isimdir.

Evrende konumlanan gökcisimlerinden güneş, ay, yıldızlar ve gezegenlerin yeri Allar (c.c.) tarafından tayin edilmiş ve bu konumları kimseler değiştiremez.

Ay tutulması ve güneş tutulması aynı zamanda ay ve güneş evreleri bilimsel olarak saptanabilmektedir.

Astronomi bilimi, güneş ve ay tutulmalarını saati saatiyle belirleyerek büyük bir gelişme kaydetmiştir.

"Semadan sonra yeryüzünü yuvarlattı." (Naziat suresi, 79/30. ayet)

Astronomiyi ilgilendiren bu olayı ilk açıklayan Platon olmasına rağmen, astronomi literatürüne bu olayı Galile sokmayı başarmıştır.

Sonradan Kopernik ve Kepler tarafından geliştirilmiştir.

8. Kıyamet İlminin ve Saatinin Yalnızca Allah (c.c.) Tarafından Bilinmesi

"Ey Muhammed! Senden kıyametin ne zaman vuku bulacağını sorarlar." (Naziat Suresi, 79/42. ayet)

"Onun (kıyametin) nihayeti en son vaktine kadar (ilmi) yalnız rabbine aittir." (Naziat Suresi, 79/44. ayet)

"(O günün inişi) yüksek makamlara sahip olan Allah katındadır." (Meariç Suresi, 70/3. ayet)

Kıyamet gününün vuku bulacağı zamanı (saati) bilen yalnızca Allah (c.c.) tır. Allah (c.c.) kıyamet saatini, peygamberler dâhil, hiçbir kuluyla paylaşmamıştır. Kıyamet saatinin, gününün, ayının ve yılının bildirilmeyişinin sebebi, kıyametin asırların son zamanı olması ve çağlarca yaşamış ve yaşayacak olan tüm varlıklara uyarıcı bir zaman olarak bildirilmek istendiğindendir.

Kıyamet ilmini (saatini) insanlara bildirmiş olsaydı, asırların ne zaman sona ereceğini de bildirmiş olup, yaşamın hiçbir anlamı olmayacaktı.

Kıyamet göz kırpması gibi, çok ani oluşacak olması da kıyamet ilminin bir özelliğidir. Kıyametin diğer bir tanımı ise hayatın son bulacağı vakti kadar, tüm canlı varlıkların yaşam devinimlerinin süreceğidir.

Kıyametin ne zaman kopacağına dair, bazı kehanetçiler görüş bildirmiş, bazı bilim adamları da kendilerine göre araştırmalar yapıp, kıyamet saati hakkında yorumlarda bulunmuşlardır.

Örnek olarak Nostradamus ya da gerçek ismiyle Michael de Nostre Dame'dir. Nostradamus'tan sonra Edgar Cayce, Jeane Diyon'dur. Yerçekimi kanununu keşfeden Isaac Newton gibi ünlü bilim adamları da kıyametin kopacağı zamanı yıl olarak belirtmiş olup, Isaac Newton 2060 yılında kıyametin kopacağını çalışmalarında belirtmiştir.

Bu isimler sadece kehanette bulunup kıyametin nasıl kopacağına dair bilimsel yanıtlar verememişlerdir.

Astronomi bilimiyle ilgilenen ve bilim adamı kimliğiyle tanınan daha birçok astrolog, kıyametin kopacağı zaman hakkında hipotezler üretmiş, ama hiçbir bilim adamı kıyamet konusunda kanıtlayıcı ve temel dayanağı olan doyurucu açıklama getirememiştir.

Üstelik güneşin doğudan değil de batıdan doğup görüleceği mevzusu hakkında bilimsel dayanağı olan çalışmaların dışında kalarak, bir açıklama getirememişlerdir. Her çağda olduğu gibi, günümüzde bile bazı astrolojiyle ilgilenen kişiler, kıyametin kopma zamanını yıldızların ve gezegenlerin hareketlerini inceleyerek bulmaya çalışmaktadırlar.

Astronomi ilmiyle yakından ilgili bilim adamları ise bu konuyu açıklamak için, iklimsel değişmeleri baz alıp, ozonosfere yüklenerek, kıyametin kopmasını bunlara bağlamak istemektedirler.

Kimi araştırmacı yazarlar ise bu konu hakkında birbirini tutmayan yazılar yazarak 2012 yılında kimileri 2060 yılında kıyametin kopacağına dair bazı fikirler ortaya atmayı bilip bunları kanıtlama durumuna gelince de kelime oyunlarıyla, kendilerini kandırmaktadırlar.

9. Kıyamet ile Kozmoloji İlgisi

"Gök yerinden söküldüğü zaman" (Tekvir suresi, 81/11. ayet)

"Gökler dürülüp ışığı söndürüldüğü vakit." (Tekvir suresi, 81/1. ayet)

"Gök yarıldığı zaman" (Mürselat suresi, 77/9. ayet)

"Gök yarılıp da yağ gibi eriyip, kızaran bir gül rengine büründüğü vakit. ..." (Rahman suresi, 55/37. ayet)

"Sema yarıldığı (şimdiki nizamını kaybettiği zaman)" (İnfitar suresi, 82/1 ayet.)

"O gün (kıyamet günü) gök erimiş maden gibi olacak." (Meariç suresi, 70/8. ayet)

Kıyamet kopacağı zaman, hem gökyüzünde hem de yeryüzünde birbirini etkileyen büyük olaylar meydana gelerek, evrensel çekim kuvvetinin dengesini kıracaktır.

Bu çekim kuvvetinin kırılıp birbirinden ayrılmasıyla yedi gök (çoklu evren) içerisinde yer alan bütün kapılar açılacak ve içinde bulunduğumuz evren içerisinde yer alan güneşin ışığı sönecek ve gökyüzü tanınmayacak derecede renklere bürünüp, kızaran bir gül gibi ateş toplarıyla dolacaktır.

Yedi gök (çoklu evren) bir arada kâinat oluşturmaktadır. Allah (c.c.) kâinat su üzerindeyken, altı günde düzenleyerek gök ve yeri yedi kısımdan (evren) yaratmıştır.

Yedi yer ve gök birbirini destekleyici ölçü ve nizam ile dengelenmiş ve bağlantılarının kopmaması için de evrensel çekim kuvvetiyle birbirleri üzerinde hacim, kütle, ağırlık ve basınç ilişkileriyle itinayla düzenlenmiştir.

Yedi yer ve göğü birbirine bağlayan, evrensel çekim kuvveti devinimlerini tamamlayıncaya kadar sistematik olarak işlevini yerine getirme prensibine bağlı kalarak, kıyamet kopana dek alışılmış (rutin) görevlerini icrasına taliptirler.

Yedi gök ve yer, doğu ve batı yönüyle yaratılmıştır. Kur'an-ı kerim bizlere yedi göğün ve yerin doğu ve batı yönünde yaratıldığını açıklar.

"O, iki doğunun ve iki batının Rabbi'dir." (Rahman Suresi, 55/9. ayet)

"Doğuların ve batıların Rabbi olan Allah'a yemin ederim ki! ..." (Meariç Suresi, 70/40. ayet)

Kıyamet meleği olan Hz. İsrafil sur’a ilk üflemesi yedi gök ile yer arasındaki istikamettedir. Hz. İsrafil'in Sur’dan boruya(sur) doğru üflemesi demek, gerçek, somut boru(sur) anlamında değildir.

Boru denilen, yedi gök ile bizim yaşadığımız evreni birbirinden ayıracak yer-yön ya da istikamet anlamındadır. Boruya(sur) üfleme, yedi gök ve yeri birbirine bağlayan, evrensel çekim kuvvet dengesini birbirinden koparacak yöndür.

Hz. İsrafil'in Sur’dan boruya doğru üflemesi de yedi gök ile bizim yaşadığımız gök arasındaki dengeyi koparacak yerdir. Astronomi bilimini ilgilendiren, kıyametin büyük alametlerinden biri de güneşin her zamankinden farklı olarak doğudan değil de batıdan doğması olayıdır.

Bu olay kıyamet meleği Hz. İsrafil'in Sur’dan, boruya doğur üflemesiyle yani İsrafil'in kaldığı inden yedi evren (gök) ile bizim yaşadığımız evren (gök) ile dengeyi sağlayan, evrensel çekim kuvveti istikametine üfleyerek (basınç) bu dengeyi kırmasıyla, bizim evrenimizdeki gökcisimlerinden, güneşin yörüngesinden saparak, başka bir yörüngede dünyanın batısına kayması olayıdır.

İsrafil'in üfürme olayı, güçlü bir basınç olayıdır. Bu basınç, yedi evreni birbirine bağlayan, evrensel çekim kuvvet dengesini kırabilen çok güçlü bir basınç etkisidir.

Boru(sur) ise yedi gök içerisinde yer alan bizim evren ile ikinci evren (gök) arasındaki yön yani istikamettir.

Hz. İsrafil'in kıyamet meleği olması sadece, kıyametin kopmasını sağlayacak basıncı (üfleme) oluşturması ve yönlendirmesidir.

Hz. İsrafil'in üflemesiyle (basınç) evrendeki gökcisimlerinden ayda nasibini alır. Ay kıyamet saati sırasında, ay tutulmuş olacak ve ayın dolunay evresindeyken ikiye ayrılacaktır.

Ayın ikiye ayrılması da yıldızların aya çarpıp, ayı ikiye ayırmasına sebep olmalarıdır. Aya çarpan yıldızlar dünya üzerine düşecek olmasına karşılık, ay, dünya üzerine düşmeyecektir.

Bunun sebebi, ayın dünyanın uydusu olması ve dünya çekim kuvvetine bağlı kalmasıdır. Dünyadan ayrı, uydusu olan gezegenlerde de bu şekilde olup, en çok uyduya sahip olan (12) Jüpiter'in 12 uydusu da parçalanmalarına rağmen, Jüpiter üzerine düşmeyeceklerdir. Kıyamet koptuğu an yeryüzüne binlerce meteor parçası yağacaktır.

Kur'an-ı kerim'in Tekvir suresinin birinci ayetinde belirtilen "Gökler dürülüp ışığı söndürüldüğü vakit."

Gökyüzünün tek ısı ve ışık kaynağı olan gökcismi güneştir. Güneş, yıldızlara ışık vererek, gökyüzünün aydınlanmasını sağlar.

Canlı varlıkların yaşam özü olan güneş yıldızı kıyametin kopacağı an, son görevi olan dünyamıza batıdan görünerek, yavaş yavaş ısı ve ışığını kaybetmeye başlar.

Güneş yıldızının ısı ve ışık enerjisini kaybetmesi demek, insan ve diğer canlı varlıkların yaşamlarının son bulması demek olduğundan, kıyamet alametlerinin en büyüğü güneş yıldızının ısı ve ışık kaynağını yitirmesi oluşudur.

Güneş yıldızının ısı ve ışık kaybederek enerji kaybetmesi o kadar da basite indirgenecek bir olay değildir.

Kitabımızın konusu olan deprem ile yakından ilgisi vardır.

Depremleri ilk ateşleyen etken güneşteki büyük patlamalardır. Güneş ısı ve ışık kaybedeceği an, bünyesinde büyük patlamalar oluşur. Oluşan patlamalar evrensel çekim kuvvetinin dengesini bozucu hareketlere sebep olacak, yeryüzünde yüzlerce deprem olmasını sağlayarak insanlar bu yere ne oluyor diye kendi kendilerine söylenmelerine neden olacaktır.

Yani yeryüzünde depremleri ateşleyen, güneş yıldızında meydana gelen patlamaların, yedi göğü birbirine bağlayan evrensel çekim kuvvetine yapacağı basınçlardır.

Evrensel çekim kuvvetinin dengesinin bozulması da yeryüzündeki depremlerin oluşmasına neden olan en büyük etkendir.

Yedi göğün ispatlarından biri de Hz. İsa'nın yeryüzüne yeniden geleceğidir.

Yedi göğün (çoklu evren) diğer kanıtı ise Hz. İsa'nın çarmıha gerilmeden önce, yedi göğe yükseltilmiş oluşudur.

Hz. İsa öldürülmemiş, aksine yedi göğe çekilip Hz. Muhammed (s.a.) tarafından Miraç'a çıkarken, üçüncü katında yani üçüncü evrende Hz. İsa'yı görmesidir.

Hz. İsa'nın kıyamet kopmadan geleceği, kıyamet ilimlerinden yani kıyamet kopacağı zamana yakın yeniden dünyaya gelecek olması bunun ispatıdır.

Ayrıca daha önemli bir mevzu ise neden kıyamet kopmadan önce diğer peygamberler değil de Hz. İsa'nın yeryüzüne inecek olmasıdır. bu konuda şöyle açıklanabilir: Hz. İsa yedi göğe çekilirken henüz ölmediğinin yani kaderinin bu dünyada dondurulduğu kıyamet kopmadan önce gelmesi de Hz. İsa'nın kaderini tamamlaması olmasıdır.

Yani açıkça görüldüğü gibi Hz. İsa öldürülmemiş, aksine yedi göğe çektirilip kıyamet kopmadan önce yeniden dünyaya gelmesi müjdesidir.

Hz. İsa'nın yeryüzüne inip inmeyeceği, bazı tefsirciler arasında görüş ayrılığına sebep olmuştur. Hz. İsa'nın yeryüzüne ineceği, kıyamet saatinin yaklaştığına alamettir.

"Ay tutulup, güneş ile ay bir araya toplanır." (Kıyamet Suresi, 75/8.-9. ayetler)

"Yıldızların ışığı yok edildiği zaman." (Mürselat Suresi, 77/8. ayet)

"Yıldızlar kararıp düştüğü zaman." (Tekvir Suresi, 81/2. ayet)

"Güneş dürülüp ışığı söndürüldüğü zaman." (Tekvir Suresi, 81/1. ayet)

"Kıyamet saati yaklaştı, ay ikiye bölündü." (Kamer Suresi, 54/1. ayet)

"Yıldızlar parçalanıp düştüğü zaman." (İnfitar Suresi, 82/2. ayet.)

Yedi gökten (çoklu evren) bizim evrenimiz, Hz. İsrafil'in Sur’a yani yedi gökle bizim gök arasındaki dengeye bağlı olan evrensel çekim kuvvetinin koparılacağı yere doğru üfürerek, dünyamızın bağlı olduğu evrenin bağlı olduğu evrensel çekim kuvveti kopar, kopan evrensel çekim kuvvetiyle birlikte, evrenimiz içinde devinimlerine göre dönen gökcisimlerinden güneş, batıdan doğduktan sonra ışığını ve enerjisini yitirir