Kıyamet ile Deprem Bağlantısı

Kıyamet, Arapça bir sözcük olup, kısaca yok oluş anlamına gelmektedir. Kıyametin sözlük anlamı; dünyanın yok olması ve evren içinde bulunan canlı ve cansız varlıkların yaşayış ve konum evlerini tamamlaması durumuna verilen addır.

Dini terminolojiye göre ise Allah (c.c.)'ın yoktan var ettiği evreni yine vardan yok duruma getireceği ve kıyamet saatinin bilgisinin sadece kendisinin olan Allah (c.c.)'ın hükmedip, göz kırpması gibi anlık bir süratle, kıyamet meleği olan İsrafil'in sur’a üfürmesiyle vukuu bulacağı büyük gün veya vakte kıyamet denir.

Bütün semavi (ilahi) dinlerde kıyamet gerçeği açık olarak beyan edilmiş ve kıyametin kopacağına dair tüm ayetler titizlikle incelenme altına alınmıştır.

Kıyamet konusunda, kur-an'ı Kerim'de yüzlerce ayet bulunmaktadır. Bu ayet-i kelimelerde de görüleceği gibi kıyamet olayının gerçekleşeceği ve gerçekleşme zamanı vuku bulmadan önce küçük ve büyük alametler görülecektir.

Bizim üzerinde duracağımız mevzu ise kıyamet ile deprem arasındaki ilişkidir. Kıyamet gerçeğini bilimsel olarak açıklayabilmek için yine kur-an'ı kerim'den yararlanacağız. Kıyamet konusunda birbirinden farklı veya destekleyici tefsirler (yorumlar) yapan din âlimleri bu gerçeği anlamaya ve çözmeye çalışmış ve bu konuda ciltler dolusu eserler sunmuşlardır.

Günümüz bilim adamları ise kıyametin kopup kopmayacağını değil, onun nasıl kopacağını tartışmakta ve onlarca, hatta yüzlerce değişik teori ortaya atarak bu konuya açıklık getirmeye çalışmaktadırlar. Fakat önce sürülen bu teorilerden hiç birisi hadislerle belirtilen ve kıyamet ilminin büyük alametlerinden olan güneşin batıdan doğması konusuna dair, doyurucu, bilimsel, rasyonel (gerçekçi) ve realist (akılcı) bir yaklaşım geliştirememişlerdir.

Yaptığımız hassas çalışmalar ışığında, güneşin batıdan doğması konusu hakkında bilimsel ve realist çözümler üretebildik. Bu çalışmaları sizlerle paylaşmadan önce konunun hassasiyetine göre, kur'an-ı kerim'de buyrulan ayet-i kelimeleri derinlemesine inceleyerek, kıyamet gerçeğini ve bu gerçekliğin nasıl vuku bulacağını astronomi ilmi ve jeoloji ilimleriyle ilişkilendirip sentezledik.

Astrofizik kurallarıyla birlikte, ontoloji ve metafizikten de yararlandık.

2. Evrenin Yaratılışı

"O, hanginizin daha güzel hareket edeceği hususunda sizi denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratandır. Bundan evvel arş'ı su üstünde idi ." (Hud Suresi: 11/7. ayet)

Allah (c.c.) evreni yaratıp düzenlemeden önce, suyu yaratmış ve bu su bütün evreni kaplamış durumdayken, arş'ı (yeri) altı günde düzenleyerek yedi gök ve yeri yükselterek yaratmış ve evreni kanunu doğrultusunda ölçüsünü ayarlamış ve bugünkü halini almasını sağlamıştır.

Allah (c.c.) evreni biz kulları için yaratmış ve her imkânı ve nimetini bizlere sunmuştur. Ne bizlerin hayatı ebedidir, ne de evrenin ebediliği söz konusudur. Su hayat kaynağı ve evrenin yaratılmasında suyun çok önemli işlevi vardır. Suyla insanlara ve diğer canlılara hayat veren Allah (c.c.) her şeyi ilmiyle mükemmel ve kusursuz yaratmıştır. Altı gün Allah (c.c.) bildiği zamana göredir. Bir gün kendi indinde elli bin yıldır.

"Sonra Allah buhar halinde bulunan göğü yaratmayı diledi de ona (göğe) ve arza "ikiniz de ister istemez meydana çıkın" dedi. Onlar da "isteyerek geldik" dediler." Fussilet suresi 41/11. ayeti) Bu ayet-i kelimeden anlaşılan, buhar halinde bulunan milyonlarca kimyasal elemente, Allah hükmetti ve Allah ı zikreden milyonlarca moleküller birleşerek yedi göğün oluşmasını sağladı.

Bilimsel açıdan, güneş sisteminin oluşumu konusunda ileri sürülen bilimsel teoriler, bu sistemin tek parça olduğu, zamanla parçalanıp yeni yeni şekiller aldığıdır. Kâinatın en son ve en yaygın olan teorisi 1965 yılında ileri sürülen "Büyük Patlama" anlamına gelen "Bing Bang" teorisidir. Büyük patlama teorisi önceden her şeyin yani kâinatın bir bütün halinde olduğunu ileri sürerek, günümüzden yaklaşık 15 milyar yıl önce tek parça olan bu kütle patlayarak genişlemiş ve çeşitli galaksilere dönüşmeye başlamış. Buna göre Samanyolu galaksileri ayrılmaya başlamıştır.

Güneş sistemi (kâinat) 7 milyar yıl önce oluşmuş, dünyamızın bu görünümünü ise 5 milyar yıl önce aldığı kabul görmektedir.

"Sizin için yeryüzünü yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi kat halinde nizama koyan O'dur. O her şeyi hakkıyla bilendir." (El-Bakara Suresi 2/29 ayeti)

"Birbiriniz üzerinde yedi kat olan sema yı (göğü) yaratan O'dur. O rahmanın bu yaratmasında hiçbir düzensizlik bulamazsın, gözünü bir çevir bak semada bir çatlak bile görebilir misin?"(Mülk Suresi 67/3. ayet)

"O, öylesine büyük tek Allah tır ki, yedi kat göğü ve yedi kat yeri yaratmıştır. ..."(Talak Suresi 65/12 ayet)

"Allahın göğü yedi tabaka üzerine yarattığını görmez misiniz?" (Nuh Suresi 71/15. ayet)

"Üstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik." (Nebe Suresi 78/12. ayet)

"Böylece gökleri yedi kat gök olmak üzere, iki günde meydana getirdi. Her göğe emrini vah yetti. ..." (Fussilet Suresi, 41/12. ayet)

Gönderilen ayetlerde açıkça görülmektedir ki, yedi kat gök (sema) belirtilmektedir. Fakat yedi gök denilen çoklu evren, bizim evrenden farklı olarak somut ve maddi evren değildir.

Aksine soyut ve manevi evrenlerdir. Bazı tefsirciler, bu ayetlerde geçen yedi göğü dünyamızın atmosfer tabakalarından, troposfer, stratosfer, Kemosfer, ozonosfer, iyonosfer ve Eksosfer olduğunu söylemişlerdir.

Bazı tefsirciler ise yedi göğü dünya atmosfer tabakalarından farklı olarak, ışık hızıyla bile erişilmeyecek kadar uzak olan âlemler olduğunu savunmuşlardır. Bizlerin de yaptığı çalışmalarda göstermiştir ki yedi gök, çoklu evrendir.

Yani birbiriyle evrensel çekim kuvvetiyle bağlı olan bu âlemlere yalnızca Cebrail meleği ve diğer meleklerin çıkabildikleridir. Bunun kanıtı olarak da yine kur'an-ı kerim'de bu ayetleri destekleyen ve yedi göğün, dünya atmosfer tabakalarının olmadığını gösteren diğer ayetler ile ilişkilendirdik.

"Bu makamların her birine, melekler ve Cebrail uzunluğu elli bin yıl olan, bir günde çıkar." (Meariç Suresi, 70/4 ayet.)

"Onlara siccil'den (pişmiş çamurdan) taşlar atıyorlardı." (Fil Suresi, 105/4. ayet)

"Gökler kapı kapı açılmış olacaktır." (Nebe Suresi, 78/19. ayet)

"Sidretü'l Münteha adı verilen, yedinci göğün yanında (Cebrail'i) bir kere de (Miraç'ta) gördü." (Necm Suresi, 53. sure/13. ve 14. ayetleri)

Yukarıda yazılı ayet-i kelimelerde de açık açık görülmektedir ki kâinat sadece içinde bulunduğumuz maddi ve somut evrenden ibaret değildir. Kâinat evrensel çekim kuvvetiyle birbirine bağlı, yedi evrenden (çoklu evren) oluşmaktadır.

Yedi evrenin ortasında bizim yaşadığımız ve gökcisimlerinin olduğu maddi dünyamızın da içinde bulunduğu evrenimiz yer almaktadır. Çoklu evrenin (yedi evren) olması demek, birbirine bağlı evrensel çekim kuvvetinin varlığının kanıtı ve bu kuvvetin ölçü ve işlevinin Allah (c.c.) tarafından belirlenmiş olmasıdır.

Çağın gelişen bilim ve teknolojik ilerlemelerinin sadece içinde bulunduğumuz evreni çözmeye çalışmaları, kâinatta bulunan diğer yedi evrenin çözümünü geciktirecektir. Asırlar önce yeryüzüne inen kura'nı kerim'in yüzyıllarının ilimlerini vermesi bu mukaddes kitabın yüceliğinin sadece bir mucizesidir.

Çoklu evrenin (yedi evren) kanıtını bir de Hz. Muhammed (s.a.v.) peygamber efendimizin Miraç'a çıkarken, yedi evrene (kat) yükselmesinden anlıyoruz. Peygamber efendimiz Hz. Muhammed, Miraç'a çıkarken her katta bir peygamber görmesi (Hz. Adem, Hz. İbrahim, Hz. İsa, Hz. Musa) son kata yani yedinci gökte de Allah (c.c.)'ın tecellisini görmesi, yedi evrenin varlığının kanıtıdır.

Kur-an' kerim'in, Meariç Suresi 4. ayetindeki "Bu makamların her birine, melekler ve Cebrail uzunluğu elli bin yıl olan bir günde çıkar" ilahi sözünün yedi evrenin varlığına kanıttır.

Bu katlara teknolojinin en modern araçlarının çıkması imkânsız olduğu gibi, ışık hızını aşan uzay araçları bile bu katlara erişemezler. Melekler ışık hızından da daha süratlidirler. Onların hareket kabiliyeti insanın hareket etme gücünden binlerce defa daha hızlıdır.

Fil Suresi 4. ayette de Ebabil kuşlarının siccil'den (pişmiş çamur) taşlar atmaları, siccilin yedi kat gökte olduğu sonucunu doğurmaktadır. Siccil denilen pişmiş taşların, fil sahiplerine atılmaları ve atılan siccil'lerin fillerin bir tarafından girip diğer taraflarından çıkmaları ayrıca düştüğü yeri bile kavurmaları, siccil denilen pişmiş çamurun bizim evrende bulunmadığına ve yedi gökte bulunduğuna delildir.

Yedi göğün (çoklu evren) varlığını bildiren diğer bir ayet-i kelime ise Nebe Suresi'nin 19. ayetinde açıklanan, kıyamet koptuktan sonra diğer gök makamlarının yani çoklu evrenin kapılarının açılacağıdır. Bu ayet-i kelimede yedi göğün varlığının kanıtlarından biridir.

Ayrıca Necm Suresi'nin 13. ve 14. ayet-i kelimelerinde geçen Sidretü'l Münteha denilen (yedinci göğün ismi) yerin çoklu evrenin en büyük kanıtıdır. Yedi gök (çoklu evren) üzerinde bu kadar çok durmamızın sebebi, depremin kıyamet ile olan bağlantısını doğru bir şekilde göstermek ve yedi göğü kur'an-ı kerim'in ayetleriyle kanıtlamaya çalışmaktır.

Hâlâ bazı bilim adamlarının eserlerinde, kuran'ı kerim'de geçen yedi göğü dünya atmosfer tabakalarının, troposfer, stratosfer, Kemosfer, iyonosfer, ozonosfer ve Eksosfer olduğunu söyleyen ve eserlerinde bunlara yer veren insanların görüşlerini çürütmek amacıyladır.

Ayrıca yedi göğün (çoklu evren) varlığı, beraberinde evrensel çekim kuvveti gücünü de beraber getirmektedir. Kıyamet konusu, evrensel çekim kuvvetinin varlığı bilinmeden asla çözülemez.

Evrensel çekim kuvvetini de anlamak için astronomi, jeoloji ve astrofizik kural ve kaidelerini de bilmek gerekir. Evrensel çekim kuvvetinin gökyüzündeki işlevleri ve görevleri bilinmeden kesinlikle kıyamet konusu işlenemez ve bilimsel temellere oturtulamaz. Kıyamet konusu kur'an ilimlerinin en hassas ve en zor konularından biridir.

3. Evrensel Çekim Kuvveti,

Yedi Göğün (Semanın) Birbirleriyle Bağlantısı "Gökleri, gördüğünüz gibi direksiz olarak yükselten Allah"tır." (Rad Suresi, 13/2. ayet)

"Birbirinin üzerinde yedi kat olan semayı yaratan o’dur. O rahmanın bu yaratmasında hiçbir düzensizlik bulamazsın. Gözünü çevir bak. Onda (semada) bir çatlak dahi görebilir misin?" (Mülk Suresi, 67/3. ayet)

"Allah semaları gördüğünüz gibi direksiz yarattı." (Lokman Suresi, 31/10. ayet)

Bu ayet-i kelimelerde insanı düşündürecek çok mükemmel bir üslupla, akıl sahibi olanlara, vurgu üslubu kullanarak açık olan mesajları vermek istenmektedir.

Vurgu işareti olarak kullanılan "gördüğünüz gibi direksiz olarak gökleri yükselten" anlamıyla somut olan direk üzerinde insanı düşündürterek, esasen gökleri belli bir nizam ve ölçüyle yarattığını ve evrensel çekim kuvvetiyle bu gökleri birbirlerine bağladığını, akıl sahibi olanlara işaret etmektedir.

Yedi göğün birbirine görülemeyen, somut olmayan fakat soyut olan bir gücün ya da bir nizamın olduğunu akıl sahibi olanlara bu ayetlerle açıklamaktadır. Allah (c.c.) insanlara gördüğünüz gibi, "gökleri (yedi sema) direksiz olarak yükselttim" ilahi sözü ile bizlere yedi göğü birbirine bağlayan bir evrensel çekim kuvvetinin olduğunu işaret etmektedir. Bu ayetler bizlere kıyamet konusunda çok önemli bilgiler vermektedir. Kıyamet konusunun çözümü bu ayetlerden geçmektedir. Yedi gök (çoklu evren) birbirine bağlı evrensel çekim kuvvetiyle birbirlerini dengelemektedir.

4. Yedi Göğün (Çoklu evren) Doğu ve Batı Yönünde Olması

"O, iki doğunun ve iki batının Rabbi'dir." (Rahman Suresi, 55/9. ayet)

"Doğuların ve batıların Rabbi olan Allah'a yemin ederim ki! ..." (Meariç Suresi, 70/40. ayet)

Yukarıdaki ayetlerde bildirilen, Allah (c.c.)'ın kâinatı doğu ve batı yönünde yaratıp düzenlemesidir.

Kâinatı su üzerindeyken, altı günde yaratması, doğu ve batı yönünde yedi gök ve yeri düzenlemesi ve evrensel çekim kuvvetiyle kâinatı birbirine bağlayarak dengelemiştir. Kur'an-ı Kerim'de kâinatın yaratılmasını kuzey ve güney yönleriyle açıklamaz. Kur'an da doğuların ve batıların rabbi olan Allah'a yemin edilmesinde gaye, kâinatı Allah (c.c.)'ın doğu ve batı istikamette yüksek tip ölçüsünü ve nizamını koymasıdır.

Bazı tefsirciler, kur'anda geçen doğu ve batıyı iklim olarak ele alıp değerlendirerek açıklarlar. Fakat ayet-i kelimeler iyice incelendiğinde, doğu ve batı iklim olayları olmayıp, kâinatın doğu ve batı yönünde yaratılıp düzenlendiğidir.

Evrenimizdeki bütün gökcisimleri devinim (hareket) halinde olup, güneş ve gezegenler doğudan batıya doğru kendi yörüngelerinde dönüş yaparak evrensel çekim kuvveti doğrultusunda hareketliliklerini sürdürürler.

Ayrıca gökyüzündeki bütün gökcisimleri doğudan batıya doğru devinimlerini sürdürmeleri, evrene basınç yükleyerek evrenin genişlemesini sağlar. Evren günden güne milimetrik olarak genişlemektedir.

5. Evrenimiz ve Atmosferimiz Hakkındaki Bilgiler "Ne güneşin aya yetişip çatması mümkün olur, ne de gece gündüzün önüne geçebilir. Hepsi bir felekte (yörüngede) yüzerler ve devirlerini tamamlarlar." (Yasin Suresi, 36/40. ayet) Evren içerisinde bulunan gökcisimlerinden gezegenler, yıldızlar, ay ve güneş yörüngelerinden şaşmadan belli bir nizam ve ölçü içerisinde hareketlerini (devinim) sürdürürler.

Devinimlerini kıyamet saatinin vuku bulacağı zamana kadar sürdürmeye yükümlü olan gökcisimleri, kıyamet kopacağı an itibariyle devinimlerini tamamlayacaklardır. Yasin Suresi'nin 40. ve 36. ayetleri bunu en güzel şekilde, asırlardan önce göstermiştir.

Bizim üzerinde duracağımız mevzu, gökcisimlerinden güneş, yıldızlar ve gezegenlerin neden kıyamet ile birlikte görevlerini tamamlayacak olmalarıdır. Maddi ve somut olan evrenimiz, yedi gök (çoklu evren) içerisinde merkez konumdadır.

Yani evrenimiz kâinatın ortasında, geriye kalan diğer altı evrende, bizim içinde yaşadığımız evreni kat kat sarmaktadır. İçinde yaşadığımız evren diğer altı evrenden bağımsız değildir. Bunların hepsi evrensel çekim kuvvetiyle birbirini sarmalayıp dengelenmektedir. Bu denge ve bağlantı koparılmadan kıyamet oluşamayacaktır.

Kıyamet meleği olan Hz. İsrafil işte yedi göğü birbirine bağlayan yöne ve istikamete üfleyerek yani basınç uygulayarak yedi göğü birbirine bağlayan evrensel çekim kuvvetinin kırılmasına neden olarak kıyametin kopmasına vesile olacaktır.

Kıyametin bilimsel açıklaması, açık ve net olarak bu şekildedir. Yedi göğü (evreni) birbirine bağlayan ve dengeleyen evrensel çekim kuvvetinin kopması, evrendeki tüm gökcisimlerinin yörüngelerinden sapması ve birbirlerine çarpışarak parçalanıp yok olması demektir.

Bu olayın da ilahi kitaplarda açıklanmasına kıyamet denir.

Kıyametin kopacağı bilimseldir.

6. Dünya Atmosfer Tabakasının Yaratılması

"Gökyüzünde korunmuş bir tavan yaptık. ..." (Enbiya Suresi, 21/32. ayet)

Allah (c.c.) dünya atmosfer tabakasını birbiri üzerinde kat kat yaratarak her tabakaya ayrı bir görev yüklemiştir. Dünya atmosfer tabakaları, troposfer, stratosfer, Kemosfer, ozonosfer, iyonosfer ve eksozfer'dir. Bunların canlı üzerinde birlerce faydaları vardır.

Kısaca değinmek istersek, meteorların bu tabakalardan geçerken yanması, güneş ışınlarından gelen ve kanserojen madde içeren (cilt kanseri) ultraviyole ışınlarını filtre görevi görerek geri yansıtır.

Yağmurun yağması, bulutların toplanması, bitkilerin fotosentez olayının oluşmasına yardımca olma ve bunun gibi daha yüzlerce yararı vardır.

Bizi ilgilendiren konu ise kitabımızın ana bölümünü oluşturan, güneşteki patlamalarla biriken ve depremi ilk ateşleyen etken olan Devinimsel Kozmik Dalga Işınım Enerjisi'nin, dünya atmosfer tabakalarına uğrarken bu tabakalarda difüzyon (yansıma), refleksiyon (yayılma) ve absorbsiyon (soğurma) yollarıyla, bu enerji gücünün %3 enerji gücünü, Albedo yoluyla uzaya geri yansıtma özelliğidir.

Dünya atmosfer tabakalarından ozonosfer üzerinde bilim adamlarınca yapılan araştırmalarda, ozon tabakasının delinmesi demek, iklimsel bozulmaların oluşumu demek olduğundan, bazı bilim adamları bu deliğin büyüyeceğini ve kıyametin bu sebeple kopacağını vurgular, fakat ozon tabakasının delinmesi kıyamet alameti değildir.

Ozon tabakasının tam olarak delinmesi ancak kıyamet koptuğu an itibariyle olur. Zaten ozon tabakasında açılan deliğin kapatılması çalışmaları vardır.